Geçmişin Aynası
|
|
Onu kaybetme korkusunu bu kadar yaşarsınız, ama onun umurunda bile değildir. Arada bir sizi arayıp görüşerek, önünüze bir iki kırıntı atar ve siz bulduğunuz o kırıntıları bir nimet görürcesine iştahla sarılır ve karnınızı doyurmaya çalışırsınız, ama bu tokluk kısa sürede bitecektir, tekrar ona ve aşkına aç kalmaya başlayacaksınız, taa ki diğerlerinden bıkıp ta sizi hatırlayana kadar. Oysa ortada karnınızı doyuracak o kadar çok kişi var ki! Ama canınız onu çekiyor ve hatta mümkünse aş eriyorsunuz.
Sonra mı? Sonra bu açlıkla yaşamaya alışmaya başlıyorsunuz. Sizi arasa da aramasa da umurunuzda değildir. Acaba yavaş yavaş soğumak mı? Belki. Bunu da zamana bırakıyorsunuz. Zamanın göstergesi nereye gidecek merakla bekliyorsunuz. Soğuduğunuzu anladığınızda, yapacaklarınızı düşünüyorsunuz, onu Allah’a havale edip. Çünkü onun gözünde geçici bir eğlence olmuşsunuzdur. Bırakırken size söz hakkı vermemiştir, kitlemiştir resmen. Siz de diyorsunuz ki “o kadarcık beddua da” hakkım olsun”. Bu bedduayı o duyarsa, bu sefer onu bile yapmanızı engel olmak isteyecektir terbiyesizce. Oh! Ne ala! Canı seni çeksin, istediği gibi yaşasın etsin, sonra da bıraksın, bir de mümkünse sen beddua da etmeyeceksin. Nerede o yoğurdun bolluğu? “Ben de aklıma geldikçe arkasından beddua ederim. Haberi mi olacak sanki?”
O da ilerideki hayatında, değer verdiği kişiler tarafından kazık yedikçe “niye bunlar başıma geliyor?” diye isyan ederken, geçmişin aynasına geçipte, size yaptıklarını hatırlamaz bile. Belki de kendisinin hemen yanı başında duran, bu aynayı fark etmez bile hayatı boyunca ve o aynadan çıkan, beddua selinin, kendisini attığı çıkmazlar girdabının nereden geldiğini anlamaz bile!
“İnsan eti ağırdır” derler sevgili okurlar. İnsan ahı daha da ağırdır. Konu ne olursa olsun. “Geçmişin aynası”na arada bir bakmayı unutmayın. Eğer telafi edilecek bir hatanız varsa, hemen harekete geçin. Geçin ki, o aynadan sizi çaresizliklere götürecek intikam fırtınaları çıkmasın.
Ben bazen bakarım “geçmişin aynası”na. Telafi edilemeyecek hatalarımı gördüğüm zaman, tövbe ederim. Ne kadar telafi yapmışımdır bilemem. Belki Allah affeder, ama ya kul?
Yüce Rabbimiz dememiş midir “kul hakkıyla gelme” diye. O kul hakkını ne olarak anladınız. Para mı? Borç mu? Hayır! Kesinlikle hayır sevgili okurlar! Sana bir altın gibi sunulan, şu yaşam denizindeki, miadın dolana kadar süredeki ilişkilerinde yaptıkların, ettiklerin, hayvanlara bile yaptığın hareketlerin getirdiği rıza meselesi bence.
Benim razı olmadığım bir şeye, Allah’ın da razı gelmemesini isterim. Bu da O’nun gözünde önemlidir.
Lütfen ilişkilerde daha dikkatli olalım. “Geçmişin aynası” başımızda şaklamasın diye!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…
Başak Dursun
Başak Dursun1993 de başlayan medya geçmişinde, 1998 de kablolu yayın yapan btv de yapımcı-sunucu olarak görev yaptı. 2006 yılında Sabah-Ankara'da köşe yazarlığı na başladı. Üç kere "yılın köşe yazarı" seçildi. Meclis Haber Dergisi ve Domatessuyu'nda köşe yazarlığı yapmaktadır.














Tutmayın beni... Yorum yazcam.